ÇALIŞMA MASASI GÜNLÜĞÜ

12 NİSAN PAZAR

ZAYIF İÇERİK, İYİ TASARIMI BİLE ZOR DURUMDA BIRAKIR

Zayıf içerik, iyi bir tasarımı bile zor durumda bırakır. Ayrıca tasarım aşamasında da süreci tıkar.

 

Bir web sitesi ne kadar estetik, modern ve dikkat çekici olursa olsun, eğer içinde gerçekten okunmaya, anlaşılmaya veya fayda sağlamaya değer bir içerik yoksa, o tasarım yalnız kalır. Çünkü tasarım çoğu zaman kullanıcıyı içeriğe getirir, ama içerik onu orada tutar. İnsanlar güzel görünen bir sayfaya girebilir; fakat zayıf metinlerle, yüzeysel anlatımlarla ve boş mesajlarla karşılaştıklarında çok hızlı bir şekilde ilgilerini kaybeder, siteyi terk ederler.

 

Web tasarım sürecinde bazen içerik, tamamen web tasarımcıdan & geliştiriciden beklenebiliyor. Aslında olması gereken, bu bilgilerin firma tarafından iletilmesi ve bizim tarafımızdan yapılacak yönlendirmelerle son hâlini almasıdır. Bir firmanın kim olduğunu, kendini nasıl konumladığını, hizmetlerini nasıl anlattığını ve hangi dili kullanmak istediğini en doğru biçimde o firmanın kendisi bilir.

 

Elbette deneyimli bir web tasarımcı, kendi tecrübesi sayesinde süreci oldukça kolaylaştırır. Hangi sektörde hangi sayfaların olacağını, kullanıcıların hangi sorulara cevap aradığını, hangi içeriklerin bulunması gerektiğini ya da neler eksik bırakıldığında sitenin zayıf görüneceğini, hem geçmiş tecrübeleriyle hem de araştırmaları neticesinde bilir. Bu yüzden yalnızca uygulayan kişi değil, aynı zamanda yönlendiren kişi de olmak önemlidir.

 

En sağlıklı süreç, iki tarafın koordineli biçimde çalıştığı süreçtir.

 

Ben, web sitesi tasarımı çalışma sürecimde zamanımın en büyük kısmını “içerik” konusuna ayırdığımı söyleyebilirim. Sebebini yukarıda anlatmaya çalıştım. Çoğu zaman müşterilerimizden ya hiç içerik bilgisi alamıyoruz ya da çok az ve eksik bilgi alıyoruz.

 

Web sitesi yaptırmak isteyen kişiler tabi ki yönlendirilme ihtiyacı duyacaklar ve ben bu süreci çok iyi yönettiğimi düşünüyorum. Bu sebeple tasarım taslağı oluşturmadan önce içerikleri yazılı olarak belirliyorum, sonrasında kendileriyle paylaşıyorum ve onayları sonrasında adım adım ilerlemeyi tercih ediyorum.

8 NİSAN ÇARŞAMBA

HER GÜN AYNI MASADA ÇALIŞMAK

Her gün aynı masada çalışmak, dışarıdan bakınca sıkıcı bir rutin gibi gözükebilir. Fakat hem yaptığınız işi seviyorsanız hem de çalışma alanınızı doğru kurgularsanız, her sabah keyifle masanıza oturursunuz. Bunu kendimden biliyorum.

 

Benim tavsiyem, en az 27 inç monitörünüzün olduğu (mümkünse ek olarak 2. monitörünüzün de bulunduğu) bir ana çalışma masası kurmanız. Çalışma sürecinizin çoğu burada geçecek.

 

Bunun yanında evinizde veya ofisinizde, mümkünse 2-3 farklı çalışma ortamı daha oluşturmak da iyi olur. Bu durum hem zihinsel hem de fiziksel olarak ferahlık sağlayacaktır.

 

Benim, 2 monitörümün olduğu ana masamla beraber, pencere kenarında bir köşe masam da var. Köşe masamda tablet ve dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum. Köşe masamı daha çok fikir üretmek, taslak çizimler yapmak gibi şeyler için kullanıyorum.

 

Bunun yanında arada sırada tamamen farklı ortamlarda çalışmak da çok iyi gelir. Kimi zaman bir kafede, balkonda, doğada veya sahilde çalışmak, günlük düzenin dışına çıkmayı sağlar.

 

Laptop ile çalışabilen biri için üretkenlik, sabit bir masada oturmakla sınırlı değildir. Oturduğunuz her yerin tam anlamıyla bir “çalışma masası” olması gerekmez. Ayrıca oralarda üzerinde çalıştığınız projenin en kritik noktalarını tamamlamanız da gerekmez; sadece zihninizi yenilemek, yeni fikirler bulmak, moral ve motivasyonunuzu artırmak için de bu tür değişiklikleri yapabilirsiniz.

 

Bu sebeple ana çalışma masanız, ihtiyacınız olan her şeyi kapsamalı; diğer çalışma ortamlarınız ise ihtiyaca göre devreye giren, daha esnek ve ilham verici köşeler olabilir.

2 NİSAN PERŞEMBE

KÂĞIDA NOT ALMAK

Kâğıda not almak, dijital çağdaki tüm gelişmelere rağmen hâlâ güçlü bir alışkanlık olarak yaşamaya devam ediyor.

 

Çünkü insan bazen bilgileri hızlıca bir yerde toplamayı değil, düşüncesini yavaşlatmayı ve zihnini daha net duymayı istiyor. Dijital ekranlar ve uygulamalar bize hız, düzen ve erişim gibi büyük kolaylıklar sunuyor; fakat kâğıt ve kalemle çalışırken düşüncelerinizle daha doğrudan ve daha güçlü bir temas kurabiliyorsunuz.

 

Bilgisayar başında genellikle iki monitörle ya da bir laptop ve bir tabletle çalışıyorum. Yani her zaman önümde iki ekran oluyor. Önümde bir kâğıdın durmasının en büyük avantajlarından biri, dikkat dağınıklığımı azaltması, hatta çoğu zaman tamamen ortadan kaldırması.

 

Nasıl olduğunu anlatayım: Bilgisayarda dijital olarak not alırken karşımızda her zaman birden fazla uygulama, sekme, bildirim ve benzeri dikkat dağıtıcı unsur bulunuyor.

 

27 inçlik ve 34 inçlik iki büyük ekran kullanıp bu ekranların bir bölümünü dijital not defterim için ayırsam bile bu dikkat dağınıklığının önüne geçemiyorum.

 

Aldığım notlar elbette bir tasarım işi yapıyormuş gibi kusursuz olmuyor. Önümdeki defteri ve kâğıtları daha çok bir eskiz defteri gibi kullanıyorum. Fikirlerimi hızlıca yazıyor, bir şeyler karalıyor, aklımdan geçenleri olduğu gibi aktarıyorum. Not alma süreci bittikten sonra ise bunları dijital ortamda yeniden düzenliyorum. Sonrasında yazıcımdan tekrar çıktı alıyor ve notlar, en temiz ve en doğru halleri ile karşımda oluyorlar.

 

Ve yine o notların üzerinde renkli kalemlerle fikir alışverişleri yapabiliyor, yeni eklemeler yapabiliyorum.

 

Kâğıt ve kalem kullanamadığım yerler ya da zamanlar da oluyor. Böyle durumlarda iPad ve kalemle, kâğıda yazar gibi dijital notlar alıyorum. Açıkçası bu yöntem bana gerçek kâğıdın verdiği hissi tam olarak vermiyor. Ama özellikle yazıdan çok taslak çizimleri yapmam gereken anlarda sık kullandığım yöntemlerden biri oluyor. Sürekli silme, yeniden düzenleme ve müdahale etme ihtiyacı duyduğum zamanlarda bu oldukça işime yarıyor.